Ayasofya, Prenses Gelin ve İnsan Doğası Üzerine Kısa Bir Yazı

” ‘Birinci Bölüm. Gelin.’ Kitabı kaldırdı. ‘Biraz rahatlaman için sana bu kitabı okuyayım.’ Kitabı yüzüme yaklaştırdı. ‘S. Morgenstern yazmış. Florin’li büyük yazar. Prenses Gelin. O da Amerika’ya gelmişti aslında. S. Morgenstern. Mezarı şimdi New York’ta. Kitabı İngilizceye çevrisini kendisi yapmış. Sekiz dil biliyordu.’ Bunu dedikten sonra babam kitabı bıraktı ve tüm parmaklarını kaldırdı. ‘Sekiz. Bir keresinde, Florin şehrinde, onun kafesindeydim.’ Başını iki yana sallıyordu şimdi. Bunu hep yapardı; yanlış bir şey söylediğinde başını iki yana sallardı. ‘Onun kafesi değildi. Aynı anda o da oradaydı, ben de. Onu gördüm. S. Morgenstern’ı. Başı işte bu kadar büyüktü,’ ellerini kocaman bir balon gibi birleştirdi. ‘Florin şehrinde büyük bir insandı. Amerika’da pek öyle sayılmaz ama.’

‘Heyecan uyandıran şeyler var mı peki kitapta?’


‘Kılıç. Kavga. İşkence. Zehir. Gerçek aşk. Nefret. İntikam. Devler. Avcılar. Kötü insanlar. İyi insanlar. En güzel kadınlar. Yılanlar. Örümcekler. Her türden canavarlar. Acı. Ölüm. Cesur insanlar. Korkak insanlar. Güçlü insanlar. Kovalamacalar. Kaçmacalar. Yalanlar. Gerçekler. Tutku. Mucizeler.
‘Kulağa hiç fena gelmiyor.’ dedim.”

– William Goldman, The Princess Bride


Ayasofya’yı her gördüğümde aklıma gelir. O kadar fazla şeye tanıklık etmiş ki bu yapı, bütün bu entrikalara karşı artık hissizleştiği düşünülebilir ama nedense hala bizi izlediğini, sürekli değişen insan doğasının ise onu şaşırttığını düşünüyorum. Bazen, Dishonored oyununda, insanlığı izleyen “The Outsider” (‘Dışarıda olan’ olarak çevirebilirim sanırım) gibi bize baktığını ve “Ben, buraların üstüne inşa edildiği taşlardan bile daha yaşlıyım. Ama ben bile bunu yapacağını tahmin edemedim.” dediğini de düşünmüyor değilim.


Ödevler ve makaleler bekler. Onlara dönmeliyim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.